RSS

Etiket arşivi: kader

Sevgilim Jüpiter

Jupiter

Jüpiter’in hayatıma ne zaman girdiğini hatırlamıyorum. Biraz düşününce iki üç yıl öncesine gidiyorum. Yol ve yolculuk hikayelerini hep sevmişimdir. Kendiminkileri de 🙂 Her yolculukla yenilenirim. Büyük bir yolculuk hikayesinin başında çıktı Jüpiter karşıma. Büyük hikaye çünkü öncekiler gibi sadece içsel geliş gidişlerin öyküsü değil, fiziksel olarak da bir gidiş barındırıyordu içinde : Daha önce pek çok yerde anlattığım Adana’dan Ankara’ya göçün hikayesi.

Bazen deli cesareti gelir insana. Daha önce yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri yapacak güçte görür kendini. Büyük adımlar atar. Bilinmeze doğru yürümekteyken, içindeki sesten başka dayanağı olmaz. İşte o günlerdi. Şöyle yazıyordu sağda solda : Şans gezegeni Jüpiter sizinle. İki yıl kadar yanınızda olacak. Fırsatlar getirecek. Korkmayın.Fırsatları kaçırmayın.

Korkmak için bir sebep de yok işte, koskoca gezegen Jüpiter benimle. Şimdi şu anda yapamayacağım şeyler yaptım. Yaşantımın gidişatını etkileyecek radikal kararlar aldım. Bakmayın radikal sözcüğünü kullandığıma. Ben “tırnaklarıyla söken” değil, “yumuşakça çekip alan”lar grubundayımdır hep, kendimi bildiğimce.

Pişman mıyım? Hayır. Özlüyor muyum? Evet. Kim hayatının yirmi yılının geçtiği bir şehri özlemez ki? Alışkanlıklarını, tanıdıklarını bırakmak, neredeyse yeniden başlamak, hem de kırk yaşını geçmişken…

Ankara’nın öyküsü, başlığını yazdığım ama içini nedense dolduramadığım “Kahve Kokulu Ofis, Vanilya Kokulu Ev” yazısında. Burada bir özet vereyim: Fen Lisesi’nden sınıf arkadaşım Ali’nin ve ekibinin kurduğu bir startup firmasında çalışmaya başladım. Ali “sadece bilim” insanıdır. Benim adımı gezegenciye çıkardı. Tekrarlanabilir kontrollü deney kapsamına girmeyen her şey onun için gezegen mevzuu. Fakat Jüpiter’i bana ne zaman yakıştırdı? Bakın bunu hatırlamıyorum.

“Ne yapacağız biz senin bu gezegen olayını?” diye soruyorlar bazen. “Hiç bir şey”, diyorum. “Beni olduğum gibi kabul edeceksiniz. Çünkü ben kendimi tüm varlıkla bir hissediyorum. Mikrodan makroya. Gezegenler de bunun bir parçası. Hatta mesela benim cennet hayalim taht üzerinde oturup üzüm yemek değildir. Sıkılırım her şeyden çabucak. Gezegenleri gezmek istiyorum ben. Sınırsız olsun istiyorum öğrenebileceklerim.”

Gezinti müziği de bu:
https://www.youtube.com/watch?v=mOuQmyQRo8c [Sabahat Akkiraz, Tevhid]
Başka ne olabilir ki: Arifler dükkanın açmış/Ne ararsan var içinde

Ali, açıklamaya girişiyor: “Bu iyi bir bakış açısı çünkü ölümden korkmazsın o zaman”. Bir de, insan türünün evrimsel sürecinde, bizim gibi “büyük bir güce inanan iyimser insanlar” avantaj kazandırmış türümüze, öyle diyor. Peki, öyle olsun.

Europa

Europa

Bir sabah ofiste, mesaiden önce olağan geyik muhabbetimizi yapıyoruz. Bir Fen Liseli’yle çalışmaktan daha beteri, onun Fen Liseli olmasa da cinlikte geri kalmayan kardeşi, kuzeni, arkadaşları ile çalışmaktır. Daha beteri, bu ekip içinde tek kadın olmaktır. Tabii ki daha beteri, bir de gezegenci olmaktır. O sabah Jüpiter’in su bulunan uydularını konuşuyorlar.

“Aaa, ben gitmek isterim Jüpiter’e!” dedim.

“Ne yapacaksın yaw orda?” dedi biri.

“Düşünsenize dünyada ölsem beni kimse hatırlamaz, ama Jüpiter’de ölsem tarihe geçerim”.

“Tarihe nasıl geçeceğin değişir”, dedi Ali.  “MHP’ye göre Jüpiter’de ölen ilk Türk…Feministlere göre Jüpiter’de ölen ilk kadın…İslamcılara göre Jüpiter’de ölen ilk Müslüman…”

“Peki, Nevfel olsa ne der?” dedim. Bilemediler. Yanıtı kendim verdim:

“Jüpiter’de ölen ilk karım!”

Yarın, benim bana göre sabit duran gezegenim Jüpiter’in doğum günü. Kırk altı yaşını bitiriyor. O sabit durduğu için ben gidebildim. Döndüğümde yerinde bulacağımı hep bildim. Benden üç yaş değil, çok daha fazla öndeydi hayatta. Kendimden sıkıldığım zamanlarda bile benden sıkılmadı. Çok bunalınca “Ne zaman büyüyeceksin bebiş?” dedi en fazla. “Hiç, hiç büyümeyeceğim. Böyle hoplaya zıplaya gezeceğim. Ben böyle yaşayabiliyorum hayatı” dedim. Hiç şikayet etmedi. Sabit durmasaydı ben çıktığım yollarda kaybolurdum. Dönemediğim zamanlar oldu, yalan mı; elimden tuttu, çekti, bırakmadı. İklimi sertti, içi yumuşacıktı. Buzları da, suları da vardı. Mizahı öğretti bana ve daha bir sürü şey. Korktuğumda güç verdi. Gücümü nereden alacağımı hatırlattı. Türküleri sevdim onunla. Kahve içmeyi sevdim. İnce uzun parmaklarına  çok yakışan sigarasını içerken seyretmeyi sevdim. Sesini duymayı sevdim. Bazen (şimdi çoğu dökülmüş) saçını başını yolmak istedim, fakat aşk hep ağır bastı. Hep ağır bassın.

Doğum günün kutlu olsun, çok yaşa Nevfel’im. Jüpiter, sevgilim.

nevfel

***********************************

Bu yazının yazılmasına ve başlığının aklıma düşmesine ilham veren Caner’dir. Fen Lisesi forumundan ağabeyim, can dost. Blog yazmam da onun sayesindedir. Foruma aklıma geldikçe yazdığım yazıları, blogda toplamamı önerdi. Ne iyi yapmış. Caner’in bana ilham veren yazısını okumak ister misiniz? Mesela şöyle bir cümlesi var: Elindekine sahip olmak herkesin harcı değildir, insanların sadece bir kısmı bunu becerebilir:

https://canerfidaner.wordpress.com/2015/03/25/bali-sahilinde-bir-fil/

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 28 Mart 2015 in Nefes

 

Etiketler: , , ,

Tohumdan Çiçeğe

tohumlar
Bir tohumun çatlarken, toprağın üzerine ilk kez elini çıkarırken
çektiği acıyı, endişeyi, korkuyu ve de heyecanı gösteren, anlatan;
o “kader”e, kaçınılmaz olan “ölçü”ye teslim oluşu betimleyen;
sonra toprağın üzerinde yükselişini gösteren;
çiçek açışını, meyve verişini anlatan

bir şiir
bir resim
bir şarkı
bir animasyon
var mıdır?

Paulo Coelho’nun Hac’da anlattığı tohum egzersizini denemiş olan var mıdır?

Örneğin, diyebilir mi bir tohum, “Hayır ben şimdi çatlamayacağım, biraz daha kalayım bu güvenli yerde.”
“Hayır, biraz daha bekleyim, öyle uzatayım elimi toprağın üzerine.”

Sadece ‘insan’ diyebilir, hayır ben bu ölçüye teslim olmam diye.

Böyle diyene doğaya saygı duymasını, doğadan öğrenmesini salık veririm.
Zamanı geldiyse, kendisini korktuğu şeyin içine, atmasını öneririm.

Saygılarımla.
Hayata.

çiçeklenmiş tohumlar

 
2 Yorum

Yazan: 19 Nisan 2013 in Şimdi

 

Etiketler: , , ,