RSS

Kategori arşivi: Tadında

Örgü

Durmak, ancak rutin akışı kesen olaylarla mümkün oluyor.

Durmak her zaman mümkün olmasa bile,
Yavaşlamak mümkün.

En azından bazen, bazı saatler, bazı anlar…
İyi gelir.

Herkes kendisinin hekimi olmalıdır diyorum.

Ne zaman yavaşlayıp, ne zaman koşacağını bilmeli,

Kendisini gözlemleyebilmeli, yönetebilmeli, sarabilmeli,
kendisine merhamet et
ebilmeli, kendisine kızabilmeli,
kendisini olduğu gibi kabul et
ebilmeli, kendisiyle çelişebilmeli,
kendisini büyüt
ebilmeli,
duvarlarını yıkabilmeli, kend/t-ini yeniden kurabilmeli,
ölmeden önce kezlerce ölebilmeli,
ve daima taze yaşamlara doğ
abilmelidir.

Kısa bir ömrü, ebediymiş gibi hissetmenin yolu budur, bence.

yavaşla
Örgü ördüğümüz zamanlarda hem yavaşlıyor, hem de kendimizi sağaltıyor olabilir miyiz acaba?

 
2 Yorum

Yazan: 24 Nisan 2013 in Tadında

 

Etiketler: , ,

Orkestra

Kemanın sesi ne güzeldir.
Ney, yan flüt, viyola, obua, klarnet…

Fakat hangisini uzun süre tek olarak dinleseniz sıkılırsınız.
Ağır gelir. Yorar.
Belki de, insanın sıkılma huyu olduğundan, nefsi değişik hikmetlerle
tanıştırmak gerekir.

Bir orkestra ise, muhteşemdir.

Enstrümanlar birlikte çalar.
Bazen bazıları durup diğerlerini dinler ve tam da girmeleri gereken yerde girerler.Bazen birlikte, bazen sırayla… Bir tek müziği yapmak için konuşurlar.

Orkestra şefi daha da muhteşemdir. Aynı anda yirmi sekiz farklı sesi duyabilir.

Hangi enstrümanın hatalı nota çaldığını anlayabilir.
Müziğin ritmini ayarlar. Kulak kabartır. Dinler. Müziği en çok o yaşar.

Film yönetmenininse, orkestra da şefinindir.

Bazı şirketler, çalışanlarına ritm eğitimleri aldırıyor.
Değişik vurmalı çalgıları, çoğu zaman doğaçlama çalarak,
bir ritmi beraber yakalamayı öğreniyor çalışanlar.
Birbirlerini dinlemeyi öğreniyorlar.
Sonuçta ortaya çıkan seslerse hepsine doyumsuz zamanlar yaşatıyor; sırasında ve sonrasında.

Bunu günlük yaşamı yöneten dengelerde beklemek ütopik olurdu.
Fakat…Ne kadar hayal, o kadar gerçek.

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Haziran 2012 in Tadında

 

Etiketler: ,

Şekerlikteki Badem Şekeri

Bir yazılımcının neye gücü yeter?

Tabii ki kendi kodlarına.

Daha iyisi, programının arayüzüne, renklerine.

Renklerini seçtiğim, altyapısını tasarladığım yeni versiyonda, çocuklar gibi
şenim.

Ana renk açık uçuk mavi. Bu renge yedirilmiş pembeler, lilalar, sarılar…

Çocukken, şekerlikte o beyaz badem şekerleri varsa deliye dönerdim
sevinçten.

Hele yeşil renkli olanlar yok mu. Hazine değerinde olurdu. Tabii
kakaolularla birlikte.

( O zamanlar bazı gıda maddeleri de bazen sadece bayramlarda ulaşılabilen
lükslerdi )

Üniversiteden sonra, Ankara’ya gittiğim zamanlarda görüştüğüm bir arkadaşım,

bayramdan kalma badem şekerlerini getirirdi beni görmeye gelirken.

Şimdi… Arayüz açık mavi. Giriş alanları açık sarı.

Fakat fokuslanılan giriş alanı açıııkk yeşilimsi oluyor, oradan çıkınca yine
sarıya dönüşüyor.

Ekranda gezerken tab-tab yada enter-enter yaparken, alanlar sırayla açık
yeşil oluyor,

ama nasıl tatlı bir ton,

ve ben şekerliğin altlarına kaçmış badem şekerlerimi bulmuş gibi
seviniyorum.

Bu versiyon bu temel haliyle kullanımda olduğu sürece, kullanıcılar benim badem şekerlerimi bulup duracaklar, farkında bile olmadan.

Tasarımcının bunları yaparken neler hissettiğini merak eden olur mu acaba?

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Haziran 2012 in Tadında

 

Etiketler: ,