RSS

Kategori arşivi: Burası Neresi

Neden Yazılım?

Güzel soru.
Fakat hiç hazırlıklı değilim böyle bir soruya 😎
O halde aklıma gelenleri çabucak yazıvereyim.

Hikaye, TED Ankara Koleji orta kısımda başladı. Orta son sınıf öğrencileri, o yıl okulda ilk kez açılacak olan Computer Programming Commodore 64dersini Spoken English dersine alternatif olarak seçebileceklerini öğrendi. Çalışkan bir öğrenciye, bilgisayar programlama dersini seçmek, hatta Spoken English’i de dışarıdan takip edip sınavlarına girmek yakışırdı. Saygıdeğer öğretmenimiz Peter Fraser, matematik dersini olduğu gibi, programlama dersini de daima dinamik ve heyecanlı tuttu.

Zevkliydi. Commodore 64, Basic, teyp-kaset…Faktoriyel hesabı…For-next döngüleri…Macera, Ankara Fen Lisesi ile kesintiye uğradı. Fakat ilginçtir ki, not defterlerinin üzerinde Basic’le yazılmış kod satırları, müzik notalarıyla aynı saygıyı görmeye devam etti.

Kod yazma aşkı, tıp eğitimi isteğine üstün geldi. Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği’ne girişin öyküsü böyle.

İş hayatı bazı kesintilerle de olsa 1994’ten beri devam ediyor.

 
2 Yorum

Yazan: 11 Haziran 2012 in Burası Neresi

 

Etiketler: , , ,

Buradaki Renkler

MAVİ ve KAHVERENGİ

Gökyüzü gibi, su gibi mavi. Özgür, dalgalı, bulutlu, uçuşan, güçlü.

Toprak gibi, ağaç gibi, kahve 😎 gibi kahverengi. Sağlam, kararlı, mis kokulu.

Bütün hayatım boyunca bu iki renk arasında gidip geldiğimi, bu ikisinin üzerine başka renkler yerleştirdiğimi nihayet kavradım.
Gökyüzü ve yeryüzü arasındaki kusursuz işbirliğini sevdim, sahiplendim. Bloguma renk, ruhuma mihenk yaptım.

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Haziran 2012 in Burası Neresi

 

Etiketler: ,

Neden Böyle Bir Blog Adı

Böyle olmayabilirdi de. Yazılım geliştirme işinin zihnimin işleyiş şeklini etkilediğini, beni dönüştürdüğünü, günlük yaşantımı değiştirdiğini düşünüyorum.

Kod yazmak saatlerimizi alıyor, bazen işler eve taşınıyor, ister istemez günlük yaşam da buna göre şekilleniyor. Ancak benim söz etmek istediğim etkilenme biraz daha farklı. Direkt zihnin işleyişinde, algılarda oluşan bir değişiklik sözkonusu.

Zamanla ben mi mesleğimi yürütüyorum, mesleğim mi beni şekillendiriyor ayıramaz hale geldim. Bizim mesleğin iş ilanlarında, “analitik düşünebilen, ekip çalışmasına uyumlu, esnek çalışma saatlerine uyumlu” gibi ifadeler geçer.

Bir problemin çözümüyle ya da yeni bir işin yapılması ile ilgili bir algoritma kurduğunuzda; adım adım o işin nasıl yürütüleceğini, hangi noktalarda kontroller yapılacağını belirlemiş oluyorsunuz. “Evet mi, hayır mı” sorusuna verilen yanıta göre her iki durumda da yapılacakları tanımlıyor, beklenmeyen durumları dahi öngörmek zorunda kalıyorsunuz. İşinizi hem tasarımcı hem de müşteri açısından kalite kapsamında tutmaya çalışıyorsunuz. Örneğin, bu işi en sade ve sağlam nasıl yazarım, bir ay sonra dönüp baktığımda yazdığım kodları nasıl anlarım, bir başka yazılımcı benim kodlarıma baktığında rahat okuyabilir mi, müşteri yapacağı işi basit ve anlaşılır bir yol izleyerek mi yapıyor yoksa kullanım çok mu zor, kullanıcı ilişkili verilere hızlı ulaşabiliyor mu, tasarım fonksiyonel mi, raporlamalar hızlı mı, yeni bir talep yazılıma kolayca entegre edilebilir mi, taleplerin yeterince hızlı yapılabilmesi için nasıl bir yapı kurmalıyım, eklediğim bir özelliğin bir başka özelliği bozmaması için ne yapmalıyım, güncelleme yaptığımda sistemi hep çalışır halde nasıl tutabilirim…

Tüm meslek yaşamı hep bu kriterleri sağlamak üzerine bina edilmiş birisi, sizce örneğin evde misafir ağırlayacağı zaman nasıl davranır, neler yapar? Alışveriş yaparken? Pikniğe gittiğinde? TV izlerken? Vakti bol, yapısal olarak da rahat arkadaşlarıyla buluşup bir yerlere giderken? Birini beklerken? Boş boş oturup dışarıyı izlerken? 😎 Birden bana çok korkunç geldi manzara.

Evet, mesleğimiz en ince ayrıntıları dahi büyük bir titizlikle planlamamızı, neredeyse hiç bir şeyi gözden kaçırmamamızı gerektiriyor. Fakat günlük yaşam bu kadar mükemmelliyetçiliği kaldırmıyor. Hayat “gerektiğince-yeterince” esnek olmamızı, yeterince kuralcı olmamızı, yeterince dinamik olmamızı, yeterince stabil olmamızı…istiyor. Mutlu olmanın sırrı bence bu. Ben çocukken Tonton Ailesi diye bir çizgi film vardı. Tontonlar duruma göre şekilden şekile girerlerdi. Şekil değiştirmek gerektiğinde, “Değiş Tonton!” derlerdi. Hatta bazen azıcık geç kalmışlarsa, bana öyle gelmişse, ben “Değiş Tonton!” deyiverirdim 😎 Düşündüm, taşındım. “Mutlu olmak istiyorum, bundan vazgeçemem” dedim. Yapmam gereken belliydi; işimle özel yaşamım arasında çok hızlı faz değiştirebilme yeteneğimi geliştirmeliydim. Yaşım ilerledikçe, gençliğimde bir şekilde ilgi duyduğum müzik alanında da kendimi daha serbest bırakmaya başladım. Daha doğrusu, her neyi seviyorsam, her ne beni mutlu ediyorsa, kendi çapımda, kimseye zarar vermemeye gayret ederek, bunlarla kendimi yavaş yavaş büyütmeye başladım.

Mutluluk ve başarı arasında gidip gelirken sağlığımı da korumam gerekiyordu. Her işin başı sağlık çünkü. Toptan bir kalkınma hamlesi ile, “Bana ait ne varsa korumak istiyorum, çelişkili de olsalar hepsini bir arada görmek istiyorum, yenilikleri kabul edebilecek kadar esnek, büyüyebilecek kadar cesur, gerektiğinde vazgeçebilecek kadar özgür olmak istiyorum” dedim. İşte tam bu duygu ve düşünceler içindeyken, aklıma bu blog adı geldi : Bir Yazılımcı Olarak Yaşamak. Ne güzel; sağlığım yerinde olduğu sürece yazabilirim, içinde yazılım geçtiğine göre işimle ilgili konuşabilirim, içinde yaşam geçtiğine göre işim dışında da her konuda ahkam kesebilirim. Tam bana göre.

Bu kadar “giriş” yeter 😎 . Bundan sonra söz, yazıların…

 
2 Yorum

Yazan: 11 Haziran 2012 in Burası Neresi

 

Etiketler: