RSS

Yazar arşivleri: Betül Özmen

Betül Özmen hakkında

1972 doğumlu. 1987 TED Ankara Koleji, 1990 Ankara Fen Lisesi, 1994 Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği mezunu. Evli. Üç kız çocuk annesi. Niceveri Systems'da yazılım mühendisi olarak çalışıyor.

Ben Uzaydan Geliyorum

Geçmiş günler… İş yerinde yeniyim. Bir şirketin yazılım departmanı bir apartman dairesine yerleştirilmiş. Ekibe katılmamla birlikte, yazılımcıları daha geniş bir odaya taşımaya karar verdiler. Bu oda sekreter tarafından kullanılmakta olan, kitaplıkların, santralin olduğu oda.

O gün ekip seyahatte. Odada tekim. Yaz sıcağı, klima çalışıyor, oda kapısı kapalı.

Sessizlikte dalmış çalışırken, oda kapısı açıldı. İçeriye gri parlak metalik bir çanta taşıyan, çok beyaz tenli, turuncu saçlı biri girdi. Bana baktı, gülümsedi, biraz bekledi ve sakince “Ben uzaydan geliyorum” dedi. Bakıştık. Bakıştık. Şaşkınlığımı anladı.

“Ben”, dedi. “Uzay Telefon’dan geliyorum. Santralin yeri değişecekmiş de.”

metalik çanta

 

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Temmuz 2016 in Hadi Canım!

 

Biz Bir Şey Biliyoruz da Söylüyoruz

Fıkrayı bilirsiniz.
Bir elektrik mühendisi, bir makine mühendisi, bir de bilgisayar mühendisi bir arabada yolculuk ederken,araba bozulur.
Makine mühendisi, “Kesin motordandır” der, motora bakar ama sorun devam eder.
Elektrik mühendisi, “Bu bir elektrik arızası” deyip kabloları kontrol eder, sorun yine devam eder.
Bilgisayar mühendisi önerisini yapar : “Çıkıp, yeniden girsek?”

Biz yaptık, oldu.
Sabah asansöre bindik.
Kat düğmesi basmıyor, asansörde hareket ve hayat yok.
Çıktık, geri girdik.
Asayiş berkemal.

Betül Özmen

Bilgisayar Mühendisi 🙂

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 25 Temmuz 2016 in Yaz Kızım

 

Olağan Önyargılarım

Akşam 22:00 civarı, bir yerden dönüyoruz, çarşı içi olmasına rağmen ortalık sakin.

Dolmuş için beklediğimiz durakta unlu mamüller, karşıda kebapçı var.  Herkes son toparlamaları yapıyor, eve gidecek.

Unlu mamülcünün neler yaptığını izlemeye dalmışken, kebapçı tarafından iki kişinin de durağa gelmiş olduğunu, eşime selam verdiklerini fark ediyorum.

Arkam onlara dönük.  Adamlardan biri, tok ve üst perdeden bir sesle konuşuyor.  Sürekli yanındaki adama “Bu ne?” diye soruyor, yanındaki de “İtimat 4… Topel 1…” diye gelen geçen dolmuşların hatlarını sayıyor.

“Amma kibirli ha” diyorum içimden, “Eğil de kendin bak.”  Sesi de zaten pek üst perdeden.  Gıcık bir tip olmalı.

Bir ara dönüyorum, adamlardan biri, kendisine soru sorulan, kebapçının ustası, diğerinin ise göz bebekleri dışarıda gibi duruyor, yere bakıyor.  Görme engelli.  Aynı dolmuşa biniyoruz, aynı yere gidiyoruz.

Bir kez daha kendimi önyargının, hasyargının şefkatsiz kollarında bulduğum bu akşamda, akşamın armağanı, tadı nefis olan Adana kebap değildi kuşkusuz, bir anlık lezzet, küçük bir kaçamaktı o.

Aldığım ders ise umarım kalıcı olur.

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Temmuz 2016 in Büyümek Lazım

 

Barındırma

Bilişim diliyle konuşalım. Barındırma (hosting), en yaygın ve bilinen anlamıyla, web sitelerinin yayınlanması hizmetidir. İçeriklerinizi bir barındırıcıda yayınlayarak dünyaya açarsınız. Barındırıcı, içeriğinize müdahale etmez, size teknik destek ve ortam sağlar sadece. İçeriğinizi oluşturmak, geliştirmek, süslemek sizin işinizdir. Teknik işler barındırıcı tarafından halledildiğinden, size içeriğinizi zenginleştirmek kalır.

Sana teşekkür ederim. Ne yapsam kaldırıyorsun. Beni her halimle kabul ediyorsun. Yalnız başıma da yapabilirdim elbette. Tek başıma da aşabilirdim yollarımı. Çok yorucu olsa da, yapabilirdim evet. Fakat varlığın sayesinde daha güçlüyüm,  ayaklarım yere daha sağlam basıyor, uçuşurken bile. Düşersem orada biri var: Bunu bilmektir belki de güç veren, ve hatta düşmekten koruyan. Orada kal. Sana teşekkür ederim.

teşekkürler

Hayatınızda bu sözleri söyleyebileceğiniz insanlar var mı?

Hayatınızda barındırma hizmeti sağlayanlar var mı?  Ne mutlu size, ne güzel.

Peki, teşekkür ettiniz mi?

Öpücük heykeli / Constantin Brancusi

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Temmuz 2016 in Yol

 

Etiketler: , ,

Mor

En sevdiğim renk. Asaletin rengi derler. Aslında elde edilmesi masraflı ve zor bir renk olduğundan, ancak soylular bu rengi elde edip kullanabilirmiş.

Yaşlı teyzeleri dinlediniz mi hiç? Erken uyumaya korkarlar. Uyku ihtiyaçları azaldığından gecenin ortasında uyanıverirler çünkü, sabah da gelmek bilmez bir türlü. İşte ben de son yıllarda bu durumdayım. Gecenin ortasında gayet dinç uyanabiliyorum.

Dün gece, bu uyanıklık saatlerimi müzik dinleyerek geçirmeye karar verdim. Uzun zaman dinlemeyip unuttuğunuz şarkılar, şarkıcılar olur. Bir gün bir şekilde hatırlarsınız. Çocuk gibi sevinirsiniz. Mor Karbasi’yi hatırladım gecenin ortasında. İsrailli sanatçı.

Ankara’da konserde izlemiştim ilkin. Küçük dev kadın. Asil. Güzel. Sıcak. Samimi. Duyarlı. Her şarkıdan önce o şarkının hikayesini anlattı. “Neden inançlarımız için dışlanıyoruz ve dışlıyoruz” dedi. Başka bir inançtan olduğu için öldürülen gencecik bir kadının mezarı başında yazdığı şarkıyı okudu. O muhteşem “la galana i la mar” şarkısını söyledi. “Rosa”yı kadınlara ithaf etti.

mor karbasi

Mor’u tanımalısınız. Onsuz hayatınızın eksik olduğunu tabii ki bilemezdiniz; tanıdıktan sonra ise hayatınızın onunla daha büyük olduğunu farkedeceksiniz.

Dün gece uzanmış Rosa’yı dinlerken birden kalkmak geldi içimden. Sadece sokak ışıklarının aydınlattığı büyükçe salonda peşpeşe dinleyerek şarkıyı, kendimce bir dans tutturdum, yorulana dek. “Müzik Allah’ın lisanıdır” der Mevlana. Dansın da böyle bir anlamı olmalı. Güçlü bir ritüel. Karnımdaki büyükçe yükten büyükçe bir ameliyatla daha yeni kurtulmuşken, kendimi hiç olmadığım kadar hafif ve özgür hissederken, Rosa, bir başka iyi geldi bana. Sıcaklarda Adana geleneğini uyguluyorum, halıları kaldırıyorum. Yere hep çıplak ayak basıyorum. Yerleri hep serin tutuyorum. Gece. Hafif. Serin. Çıplak ayak. Rosa. Çok anlamlı bir bütünün parçaları.

Rosa’yı dinleyen ve seven bir kadın; tutkulu, aşık, üretken, özgür bir kadındır. Dokunduğu her şeyi değiştirir.

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Temmuz 2016 in Bohça

 

Etiketler:

Neden Bir Defterim Olmalı?

Yazılım mühendisiyim. Yıllardır kod yazıyorum. Sadece bilgisayarda değil; kafamda kod yazarım, oraya buraya kod yazarım. Telefonumun “kalemi” var. Onu şak diye çıkarıp telefon üzerinde havalı havalı not almasını severim. Teknolojiyi üretmek de, kullanmak da zevkli.

O kadar iyi uygulamalar, araçlar var ki, defter kalem kullanmanıza, taşımanıza gerek olmadan belgelerinizi mükemmel yönetebiliyor, paylaşabiliyor, üzerinde başkalarıyla eş zamanlı çalışabiliyorsunuz.

İş için eyvallah.

Peki yazmakla ilgili tek beklentim belgeler oluşturmak ve onları mükemmel yönetmek mi?

Çocukken günlük tutardım. İki farklı günlüğüm olduğunu hatırlıyorum. Birine duygusal dünyamı dökmüşüm, platonik bir aşkı ince ince örmüşüm; diğerinde ideolojiye sarmışım, dünyayı nasıl kurtarabileceğime kafa yormuşum.

Adana’da yaşadığım yıllarda yılda bir kaç kez annemin evine gelirdim Ankara’ya. Mutfaktaki köşe yıllar içinde nereden nereye geldiğime şahit olmuştur. Sabah gün doğmadan uyanmak, o köşedeki masada sabahı karşılamak, evin sessizliğinde bir kitaba gömülmek ve sonra bir deftere yazmak, yazmak…Kararlar almışım, hedefler koymuşum. Adının “swot analizi” olduğunu bilmeden güçlü yanlarımı, zayıf yanlarımı, fırsatlarımı, tehditlerimi yazmışım. O defteri ne yaptığımı hatırlamazken yıllar sonra bir gün buldum. Okudum, gülümsedim. Deftere yazdığım ne varsa, yapmıştım.

Yeni bir işe başlarken, hayatımda yeni bir aşamaya geçerken kendime yeni bir defter alırım. Defterime yazabilmek bana bir tanıdıklık hissi verir. Yazabiliyorsam üstesinden de gelebilirim diye düşünürüm. El yazımla yazdığım yeni notlar, el yazımın tanıdıklığı içinde bana sevimli görünür, korkutucu olmaktan çıkar. Böyle korkma huyum da var ne garip; yeni hem heyecan verir, hem de korkutur, korkumu yenmek için tanıdıklığa sığınırım. Bazı harfleri kıvrımlı yaparım filan. Hoşuma gider. Yeni bir şeyi kendimin kılmanın birincil yoludur onu el yazımla yazmak.

Çok güzel defterler yapıyorlar. Her bir çeşitten almamak için kendimi zor tutuyorum. “Her şey yeterince olsun” diyen bir tarafım da olduğundan, o anki halime en hitap edeni seçmeye çalışıyorum. Sonradan seçtiğiniz defterinize dönüp baktığınızda, o zamanlarla eşleşen ruh halinizi de hatırlıyorsunuz. Hem yazdıklarınızla, hem de seçtiğiniz renkle, desenle geçmişinize bir işaret bırakıyorsunuz.

Bugün, müzik notaları yazmak için bir defter, üzerinde Galata Kulesi olan bir küçük “ilham geldiğinde hemen buraya not et” defteri ve iş yerinde yeni bir başlangıç için kullanmak üzere “Live Your Life, Be Free” yazan bir defter aldım. Bu defterlerin hepsi de çok anlamlı, nedenini başka bir yazıda yazacağım.

defterler (340 x 453)

Kırk dört yaşımı bitirdiğime göre, yaş almakla ilgili ukalalıklara hakkım var demektir. Bunu fazlasıyla severim. Bir dolu defter doldurmak isterim. Sanırım kendime dolu dolu yaşadığımı kanıtlamak istiyorum. Veda sahnem için de iki hayalim var; bunlardan biri çalışma odamda rahat okuma koltuğumda oturmuş okurken ya da notlar alırken, yanımda ahşap gövdeli güzel bir abajur da olmalı tabii, doldurduğum defterler de yanımdayken, yavaşça gözlerimi kapamak. Nasip.

Haneke’nin Amour filminin derin ve sarsıcı bir hikayesi var. Hikayenin ağırlığını hafifleten detaylara odaklandım açıkçası: İnsanı bir çalışma odasında huzuru bulacağına ikna ediyor örneğin. Ben de buna fazlasıyla ikna olmuş durumdayım.

Michael-Hanekes-Amour

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Temmuz 2016 in Yaz Kızım

 

Etiketler: , ,

3. Adana Portakal Çiçeği Karnavalı

“Bu sene hiç öyle hoplayıp zıplayasım, koşturasım yok” dedim.
“Böyle yavaş yavaş, için için, kenardan kenardan, sakin sakin izleyeceğim. İçimden böyle geliyor. Belki de yağmurun etkisi, bilemem.”

Bunu söylediğimde Çakmak Caddesi’nde idim. Atatürk Caddesi’ne, kortejin başlayacağı yere doğru yürüyorduk sevgili ile. Birden bir hareketlenme oldu. İnsanlar toplanmaya başladı, bir müzik sesi geldi bir yerlerden. Çantamdan beyaz mendilimi çıkardığım gibi, korteje katılmak üzere harekete geçen gruplara sallamaya başladım. Sakin sakin karnaval izlemek mi demiştim 🙂 Yalan oldu. Benim kadar neşeli biri daha vardı yüzünde kocaman bir gülüşle müziğe eşlik eden. Vosvoslar ;-), klasik otomobiller, motosikletler kadar ihtişamlıydı arabası:

karnavalda çocuk

Çünkü sokak eşitler bizi.

Sevgili, “Karıncayı bile incitmez sözündeki “bile” bile, karıncayı incitirmiş”, dedi. “Senin bu fotoğrafın, incitir.”
“Yok yahu”, dedim. “Güzel, irfani bir incelik seninkisi, ama ben gönlümün güzel dediğinin peşindeyim şimdi.”

Yağmur yağmıştı. Caddeler ıslaktı. Biraz üşüyorduk, bazen. Kalabalık içinde yürümekte, durmakta zorlanıyorduk. Ama çok mutluyduk.

Bu yıl kortej rengarenkti. Kostüm tasarım yarışması fark yaratmıştı.

Her zamanki gibi. Huzurevi oradaydı. Engelliler oradaydı. Sanat grupları oradaydı. Sahiplendikleri hayvanlarıyla gelmiş hayvanseverler oradaydı. Okullar oradaydı. Balkan Türkleri oradaydı. Dernekler oradaydı. Bir mesaj vermek isteyen ya da sadece görünmek isteyen herkes oradaydı. Orada olmanın hiç bir kısıtı yoktu esasen. “Ben buralıyım” diyen herkes oradaydı.

acemi gönüllüler

çiçek abbas

duyum çiçeklerikadın

Merkez Park’a yürüdük sonra. Konser alanına. Kebapçılar tezgahları kurmuş. Bu yıl Adana Büyükşehir Belediyesi ve Seyhan Belediyesi de olayın tam içinde. Bu arada, etkinlikler 1 Nisan günü başladı, 5 Nisan akşamına dek sürdü. 4 Nisan’daki kortej ve konser ise karnavalın kalbiydi. Çimler ıslaktı, yerler çamurdu, ayakta dinledik konseri. Merkez Camii hemen konser alanının önünde. Namaz vakti olunca namaza gidenler de, istedikleri gibi eğlenen gençler de aynı alanda. Yirmi yıl yaşadım burada. Hep böyleydi. Güzel şehir… Kimsenin kimseye sen ne yapıyorsun demediği, kocaman kalpli, mis kokulu şehir. Onbinlerce insanın gönlünce eğlendiği, tek bir vukuat yaşanmamış yüz akımız bir karnaval.

Karnavalın hikayesi:

1. Karnaval

2. Karnaval

Bir karnaval bittiğinde, bir sonraki için geri sayım başlıyor. Nasıl geçecek bu zaman 🙂

3. portakal çiçeği karnavalı

Bu yıl karnavalda 90 bin kişi yürüdü

Daha çok fotoğraf, burada.

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Nisan 2015 in Adana

 

Etiketler: , , , ,